Yeni şiir
HALİÇ ŞİİRLERİMDEN
Nusret Karaca
UZAKTAKİ HALİÇ
Hangi şehrin sokaklarındayım ben
Kimin şiirleri dökülüyor dudaklarımdan
Hangi öykünün, hangi romanın
Sayfaları arasına sıkışmış çocukluğum
Nereden çıktı bu
Kulaklarımdaki uğultu
Saçlarımı savuran
Rüzgâr
Yanaklarımı okşayan el
Hangi mahalledeyim
Hangi evin küçük bir odasında
Peki ya çocukluk arkadaşlarım!
Ağaçlar içindeki
Kırmızı boyalı evin yerinde
Kimler var.
Bu amcalar, bu teyzeler kim tanımam
Sen!...
Sen var ya Haliç!
Bir yürek atışısın bende
Ve sanki
Mehtap Sineması'nda
Siyah beyaz bir film
Diyorum ki!
Biraz rahat bıraksan
Her gelişimde
Kendini bana aratmasan
Nusret Karaca
...
DUVAR DİBİ
Hanımelleri kokusu yayılmış etrafa
Kahverengi demir kapısından
Çıkıyor arkadaşım
Tek katlı şirin evin bahçesinden
Sonra diğerleri evlerinden
Beyaza boyanmış duvar dibine
Yaslamışız sırtımızı
Ellerimizde misketler
Çelik çomaklar
Kapkara dumanı tütüyor fabrikaların
Paydos borularının sesi
Çınlıyor kulaklarımızda
Topçular yokuşu'ndan aşağıya
Tahta patenlerimiz
Ve havada uçuşan düşlerimizle
Sürüyor yolculuğumuz
Akşam üzeri batan güneşle
Hüznü çöküyor bir an da
Haliç akşamlarının
Dağılıyor mahallenin çocukları
Sohbetler,oyunlar
Sonraki günlere kaldı
Babalar iş dönüşünde
Anneler mutfakta
Servislerinden iniyor
Tütün fabrikasının işçi kızları
Bir hafta sonu
Silahtarağa
Emniyettepe'de
Zaman içinde yolculuk
Yükselen beton yığınları
Lüks binalar
Ne mahallenin çocukları var
Ortalıkta
Ne duyulan bir ses
Şimdi
Bir konuk gibi
Duvar dibindeyim
Biliyorum
Hepsi buradalar
Seslerini duyuyorum
Çünkü bir yerlerde
Halâ gülüşleri saklı
Nusret Karaca
İSTANBUL ISLAK
Yağmur
Ocak yirmi yedi
İki bin on üç
Kadıköy'de
Bir kahvehane
Yetmiş sekizdi
Yine bir akşam üstü
Yine yağmur
İstanbul ıslaktı
Haliç ayakta
Biz uyanık
Rabak/Sungurlar
Demir Döküm
Ve diğerleri
Ve arkadaşlarım
Haliç kokuyordu
Biz üşüyorduk/ayaktaydık
Sobaya/odun
Ve..
Kömür
Eve aş savaşı
Fabrikaların içi soğuk
Od yok
Dışarıda polis
Dışarıda jandarma
Dışarıda kar
İçimiz kor
Ocak iki bin on üç
Dışarıdayım
Gece
Yürüyorum
Bedenim soğuk/titriyorum
Haliç dingin
Haliç uykuda
İstanbul ıslak
Ayaklarım kayıyor
Nusret Karaca
***
BEYOĞLU... BEN VE HALİÇ 'İN ÇOCUKLARI
Kulaklarımda
Hiç dinmeyen çınlamalar
Belleğimden nedir dökülen
Notalara
Yaşanmışlıksa beni terk etmeyen
Beden hangi beden?
Şu " çocuk ben"
Yanımda Erken Co Serdar… Şakrak Hüseyin..
Magirus Ragıp..Çangal Tamer..Süleyman
Cepte Kırk kuruş harçlık
Bizimkisi
Çömez zamparalık
Beyoğlu
Madam Anahit in akordeonu
Sanki
Hep bizi anlatıyor
Çiçek Pasajında/siyah bira günleri/Arjantin
Ceket düğmesi eksik gariban garson
O bizlere gülüyor
Biz ona
Kafa biraz kıyak
Biraz da karışık
Dumanlı bir gece
Sis bürümüş Beyoğlu nu
Duygular karmaşık
Delikanlıyız ya
Ayranımız kabarık
Unkapanı…
Fener… Balat...
Defterdar
Yol uzun
Sonunda"Silahtar"
Şimdi "çocuk biz"
Ve üşüyen/kızaran kulaklarımız
Bu uğultu
Gece yine gündüzle kucaklaşıyor
Çınlama yıllara saklı
Bir yüzümüz arkada
Bir yüzümüz aynaya bakar
İkisi de
Belki biraz "ben"
Belki biraz "sen"
Biraz"o"
Haliç anılarım
Kalemin ucunda saklı
(Nusret KARACA)
***
BEN SENİN KADAR İSTANBULUM
SENİN KADAR HALİÇ
Bir sırça köşktü Haliç
Tahta parçalarından
El ayak yapardı çocuklar
Bez bebeklerine.
Fabrika dumanına Kokusu karışmış derelerin
Emek,alın teri kutsal
Büyükler eli öpülesi
Ve sokaklarında
Genizler gibi
Yürekler yanık
Tavan yapmış
Dostluk,dayanışma
Paylaşmak
Gökyüzünde ,yıldızlara kucak
Erik,kiraz ağaçları dolu bahçeli evler
Sıcak soba başı sohbetler
Bir yazlık sinema
Ve bakışlarda yaşanan Aşk
Yürekte bir kor
Sessiz bir haykırışıdır
Delikanlılığın
Ben senin kadar İstanbulum
Ben senin kadar Haliç
(Nusret KARACA)
***
HALİÇ...SİSLİ PUSLU
BİR EYLÜL SABAHI VE..'EĞİTİMCİ BEN"
Sisli, puslu bir hava
Gecenin son karanlığı kucaklaşıyor
Gündüzün ilk ışıklarıyla
Isıtmaya başlamışken yüzümü güneş...
Bilinmezlik...
Motor sesleri çınlıyor kulaklarımda
Bir de o ses... O görüntü
Titreyen siyah beyaz ekranlarda
Sonrası
Sessizlik...
Kalemlerin ucu kırık
Kitaplar yalnızca kapak
Yığın üstüne yığın
Kitaplar için mezar olmuş toprak
Renkler birbirine karışmış
Hangisi siyah
Hangisi ak
Bilen hiç kimse yok
Peki onları kim ayıracak
Beden ıslak
Göz kapalı
Ayak çıplak
Ve yürümekten nasırlı
Hortumlar yırtılıyor su taşımaktan
Üşüyenleri, titreyenleri
Yok mu bir anlayacak
Gömlekler dolaptan çıkmış
Evlerde askı ,yalnızca askı
Çocuklar babalarını bekler,
eşler bir yarılarını
Birileri birilerini askıya aldıkça
Bilekler kelepçeli
Kollar çatlak, kollar çolak
Sınıfta tebeşiri
Hangi sağlam parmak tutacak
Kuyruklar uzadıkça uzuyor
Nereye kadar bu yol
Nereye gidiyor
Ya tutarsa diyerek
Göle maya mı çalıyor
Parka yırtık
Palto zaten yok
Korkudan titriyor, ürküyor çocuklar
Onları bundan sonra
Kim ısıtacak... Kim doyuracak
Kim kollayacak
(Nusret KARACA)
***
FİDANLIK SOKAK
Yine kararmaya başladı
gökyüzü
Hala dışarda fidanlık sokağın
çocukları
Üzerlerinde eşofman
Ayaklarında top
Ellerinde misketler
Kendinden geçmiş bir kaçı
Bu sokakta çocukların
Hiç bitmiyor oyunlar
..
Çöplük etrafı oyun bahçeleri
Yarı taş yarı toprak yollar
futbol sahaları
Ne fabrika dumanlarını..
görüyorlar
Ne de kokusunu farkındalar..
Haliç'in
Bu sokakta çocukların
Hiç bitmiyor oyunları
..
Bir akşam üzeri yine
Pencereden bakıyorum..
yarınlara
Kendi çocukluğum geliyor
aklıma
Bir başka oluyor Haliç' te..
akşamlar
Bu sokakta çocukların
Hiç değişmedi oyunları
(Nusret KARACA)
...
MAYIS
Mayısın bir öncesi
Nisanın son günü
Gece kucak açmış gündüze
Sungurlar… Cangal Tamer
Demir Döküm… Şakrak Hüseyin
Rabak… Torlak Dursun
Ve ben…
Ve Haliç’in Çocukları
Ellerinde çekiç
Ellerinde çivi
Ellerinde kalem-kağıt
Ortak yürek
Amaç tek
O da ‘’Emek’’
Koşarak çıkıyor Ahmet abi merdivenlerden
Disk’te gece yarısı
Aydınlık
Maden-iş göz kırpıyor bahara
Yarın bahar
Günlerden ‘’Çiçek’’
Haliç kaynıyor içten içe
Haliç haykırıyor
Yarın Mayıs
Sonraki aylar biz
Gece gündüze gebe
Etraf sis
Bugün bahar
Etraf kurşun
Bugün insan
Ayakkabısının teki meydanda kalmış arkadaşın
İnadına varım ben her baharda
İnadına kağıt
İnadına kalem
İnadına yazı
Ve ben de her yıl
İnadına bahar
İnadına ‘’özgürlük’’
(Nusret KARACA)
***
BEN HALİÇ'in ÇOCUĞUYUM
“Ben mi”?
“Efendim..! Küçükken...”
.............
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Eyüp'te büyüdüm.
Sütlüce'den Balat'a
Sandallarla
Ben geçtim
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Orada
Erken çalardı fabrika boruları
İşçiler otururdu
Sırt sırta vermiş evlerde
İnsanlar yorgun kalkardı yataklarından
Biz çocuklar
Kana kana içerdik suları
Eyüp çeşmelerinden
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Sokaklarında
Top oynardı bebeler
Ellerinde yağlı ekmeklerle
Güler yüzlüydü insanları
Ve...
Kahvelerde toplanırlardı
Büyükler akşamları
Ben Haliç'in çocuğuyum
Kokular yayılırdı
Martıların uğramadığı
Alibey Deresi’nden
Oranın çamurunda
Son balıkları
Ben tutmaya çalıştım
Çocuk aklımla
Oltalar yapardım tellerden
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Yorgun çökerdi güneş akşamları
Evlerin damlarına
Geç yatılır
Erken kalkılırdı
O küçücük evlerde
Bilseniz
Ne hayaller yaşanırdı
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Aklımda hep Haliç
Eyüp Sultan'da kuşlar
Avlusunda dua eden annem
Dışarıda simitçiler
Simdi
Babam
Annem
Bir de
Kardeşim kaldı mezarda
Aklım hâlâ Haliç'te
Gördüm
Eski Galata Köprüsü'nü de,
Hasköy'e çekmişler
Peki...
İstanbul Nerede?
Ben
İstanbul çocuğuyum
Şimdi
Kadıköy'de oturan
Eyüplü
Yani
Yani aslında
Ben Haliç'in çocuğuyum.
.....
“Amca...!
Martılar uğramaz mı buralara...”
.....
Ben Haliç'in çocuğuyum
Küçükken de buralarda
Yağmurlar yağardı
Yatak döşek
İnsanlar
Dışarılarda yatardı
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Oy istemeye gelirlerdi buralara
Dayılarla, amcalar
Sonra bir daha uğramazlardı
Onları gördüğümüz
Yalnızca bayramlardı
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Esnaflar
Kendileri yaparlardı yolları
Sonra birileri gelir
Birileri adına
Toplarlardı paraları
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Bir zamanlar
Kendi hallerinde
Yaşarlarken insanlar
Gelmezlerdi
Arsa almaya
Büyük büyük adamlar
Şimdi
Kalmadı el atılacak yer
Ve...
Para etmeye başladı ya buraları
Üşüştü yine
Dayılar... amcalar
Ve...
Tüm akrabaları
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Değişene kadar
Yazgısı buraların
Yazacağım durmadan
Ben
İstanbul çocuğuyum
Kadıköy'de oturan
Eyüplü
Yani
Yani aslında
Ben Haliç'in çocuğuyum
....
“Mavi mi? ... O da ne?”
....
Ben Haliç'in çocuğuyum
Düşlerimde
Mavi dalgalar vururdu yanaklarıma
Kıyıda beni
Küçük bir sandal karşılardı
Saçlarımı da
Hafif bir rüzgâr okşardı
Bahçemizde
Hanımelleri açar
Papatyalar
Gelincikler coşardı
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Fener'de
Bir sandaldı oyun odamız
İlk sigarayı orada içtim gizlice
İlk birayı
Balat'ta bir meyhanede
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Defterdar surlarında
Çadırları arasında Çingenelerin
Futbol oynardım ben
Temelleri atılırken
Haliç Köprüsü'nün
Sırtım
Kan ter içerisindeyken
Ben
Haliç'in çocuğuyum
39 numara geçerdi
Aksaray'dan Alibeyköy'e
49...
Kambur otobüs
Taksim'e
47...
Şişhane'ye
Ayakkapı'nın dar sokaklarından geçerdi
Magirus otobüsler
Pahalı da olsa
Tıka basa doluydu
Kasımpaşa'ya giden
Küçük minibüsler
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Alibey Deresi'ne
Lağımlar karışırken
Şenbağ'dan
Karadolap'a inerdik
Gül sinemasına giderken
Çırçır'da
Sıyırırdık paçalarımızı
Geçerken dönüşte
Tahta Köprü'den
Paylaşırdık çocuklarla
Kalan paralarımızı
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Eyüp'te Pierre-Loti
Köşe başında
Sultan muhallebi
Ve
Şark Kahvesi'nde
Ak sakallı
Metin dede
Ah...!
Ne anılarım vardır
Oraların
Kıyısında köşesinde
.....
“Hoşgeldiniz...! Geldiniz de!”
....
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Greve girince işçiler
Arkadaşlarım
Fabrikalarda yatardı
İşsiz kalınca
Mustafa
Süleyman
Hüseyin
Dışarıda çorap satarlardı.
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Güzeltepe'nin
İşçi çocukları
Sokaklarda
Misket
Çelik çomak oynarlardı
Arkadaşlarım vardı oralarda
Üçkâğıtçılara direnir
Onlarla güreş tutarlardı.
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Emniyettepe'de kondular
Boş arsaları
Zamanla doldurdular
İki oda yapanlar
Birer yuva kurdular.
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Silahtarağa'da
Salıpazarı vardı
Sıcakta
Haliç pislik kokardı
Üf...! deyip
Burunlarını tıkarlardı
Uzaklardan gelenler
Düzenlendi
Toparlandı ya buraları
Onlar oldu
İlk gelenler
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Saatleri
Fabrika düdüklerinden ayarlardık
Yıllarca
Hep yalanlarla oyalandık
Çamur doluydu
Taş ocağında kaldırımlar
Kim söz verirse
Seçim önceleri
Onlara kanarlardı
Umut dolu insanlar
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Mavi Haliç'ti
Çay bahçemizin adı
Denizin mavisinden
Martılardan uzak
Kim bilir
Bir mavi düştü bizimkisi belki
Ama yine de
Bir başkaydı
Haliç'te çocukluğun keyfi
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Kâğıthane Sadabad
Tarihte buraları
Lale devrindeydi
Benim de çocukluğum
Hep oralarda geçti
Çamlık'tı oynadığımız yer
Şimdi buralarda
Gökdelenler diktiler
Pis kokarken çevremiz
Beyefendiler...
Hanımefendiler...
Acaba o zamanlar
Nerelerdeydiler?..
....
“Yüreğime vuruyor dalgalar”
...
Ben Haliç'in çocuğuyum
Merhaba kahveci Mehmet
Merhaba büfeci Oylum
Kokoreççi Aziz... Boyacı Ahmet
Merhaba işçi kızlarım
Merhaba
Haliç'in güzel insanları
Yıkılmış gecekondulardan
Eşyaları yerlere atılmış
Fabrika işçileri
Nerelerdesiniz?
Nerelerde?
Bakın
Martılarla gönderiyorum yüreğimi sizlere
Gözyaşlarımı ise
Haliç'e
Ben
Haliç'in çocuğuyum
Neredesin İzmirli Muhtar Amca
Ayakkabıcı Dayko
Berber Kâni
Nerelerdesiniz...
Çocukluk arkadaşlarım
Nerede top oynadığımız çayırlar
Bacası duman tüten fabrikalar
Nereye karıştı...
Haliç sularındaki mavi düşlerim
Canlı fotoğraflarım
Çocukluk anılarım
Nerede iskeleye yanaşan son vapurlar
Oturmaya gelen
Anneannem
Ak sakallı dedem
Neredesiniz anneciğim, babacığım
Nerede Haliç'teki ayak izlerim
Ben
İstanbul çocuğuyum
Şimdi
Kadıköy'de oturan
Eyüplü
Yani
Yani aslında
Ben
Haliç'in çocuğuyum
(Nusret KARACA)
← Tüm şiirler