Şiirler

Şiir başlığına dokunarak metni açabilirsiniz.

HALİÇ ŞİİRLERİMDEN(Nusret Karaca)

HALİÇ ŞİİRLERİMDEN Nusret Karaca UZAKTAKİ HALİÇ Hangi şehrin sokaklarınd

HALİÇ ŞİİRLERİMDEN Nusret Karaca UZAKTAKİ HALİÇ Hangi şehrin sokaklarındayım ben Kimin şiirleri dökülüyor dudaklarımdan Hangi öykünün, hangi romanın Sayfaları arasına sıkışmış çocukluğum Nereden çıktı bu Kulaklarımdaki uğultu Saçlarımı savuran Rüzgâr Yanaklarımı okşayan el Hangi mahalledeyim Hangi evin küçük bir odasında Peki ya çocukluk arkadaşlarım! Ağaçlar içindeki Kırmızı boyalı evin yerinde Kimler var. Bu amcalar, bu teyzeler kim tanımam Sen!... Sen var ya Haliç! Bir yürek atışısın bende Ve sanki Mehtap Sineması'nda Siyah beyaz bir film Diyorum ki! Biraz rahat bıraksan Her gelişimde Kendini bana aratmasan Nusret Karaca ... DUVAR DİBİ Hanımelleri kokusu yayılmış etrafa Kahverengi demir kapısından Çıkıyor arkadaşım Tek katlı şirin evin bahçesinden Sonra diğerleri evlerinden Beyaza boyanmış duvar dibine Yaslamışız sırtımızı Ellerimizde misketler Çelik çomaklar Kapkara dumanı tütüyor fabrikaların Paydos borularının sesi Çınlıyor kulaklarımızda Topçular yokuşu'ndan aşağıya Tahta patenlerimiz Ve havada uçuşan düşlerimizle Sürüyor yolculuğumuz Akşam üzeri batan güneşle Hüznü çöküyor bir an da Haliç akşamlarının Dağılıyor mahallenin çocukları Sohbetler,oyunlar Sonraki günlere kaldı Babalar iş dönüşünde Anneler mutfakta Servislerinden iniyor Tütün fabrikasının işçi kızları Bir hafta sonu Silahtarağa Emniyettepe'de Zaman içinde yolculuk Yükselen beton yığınları Lüks binalar Ne mahallenin çocukları var Ortalıkta Ne duyulan bir ses Şimdi Bir konuk gibi Duvar dibindeyim Biliyorum Hepsi buradalar Seslerini duyuyorum Çünkü bir yerlerde Halâ gülüşleri saklı Nusret Karaca İSTANBUL ISLAK Yağmur Ocak yirmi yedi İki bin on üç Kadıköy'de Bir kahvehane Yetmiş sekizdi Yine bir akşam üstü Yine yağmur İstanbul ıslaktı Haliç ayakta Biz uyanık Rabak/Sungurlar Demir Döküm Ve diğerleri Ve arkadaşlarım Haliç kokuyordu Biz üşüyorduk/ayaktaydık Sobaya/odun Ve.. Kömür Eve aş savaşı Fabrikaların içi soğuk Od yok Dışarıda polis Dışarıda jandarma Dışarıda kar İçimiz kor Ocak iki bin on üç Dışarıdayım Gece Yürüyorum Bedenim soğuk/titriyorum Haliç dingin Haliç uykuda İstanbul ıslak Ayaklarım kayıyor Nusret Karaca *** BEYOĞLU... BEN VE HALİÇ 'İN ÇOCUKLARI Kulaklarımda Hiç dinmeyen çınlamalar Belleğimden nedir dökülen Notalara Yaşanmışlıksa beni terk etmeyen Beden hangi beden? Şu " çocuk ben" Yanımda Erken Co Serdar… Şakrak Hüseyin.. Magirus Ragıp..Çangal Tamer..Süleyman Cepte Kırk kuruş harçlık Bizimkisi Çömez zamparalık Beyoğlu Madam Anahit in akordeonu Sanki Hep bizi anlatıyor Çiçek Pasajında/siyah bira günleri/Arjantin Ceket düğmesi eksik gariban garson O bizlere gülüyor Biz ona Kafa biraz kıyak Biraz da karışık Dumanlı bir gece Sis bürümüş Beyoğlu nu Duygular karmaşık Delikanlıyız ya Ayranımız kabarık Unkapanı… Fener… Balat... Defterdar Yol uzun Sonunda"Silahtar" Şimdi "çocuk biz" Ve üşüyen/kızaran kulaklarımız Bu uğultu Gece yine gündüzle kucaklaşıyor Çınlama yıllara saklı Bir yüzümüz arkada Bir yüzümüz aynaya bakar İkisi de Belki biraz "ben" Belki biraz "sen" Biraz"o" Haliç anılarım Kalemin ucunda saklı (Nusret KARACA) *** BEN SENİN KADAR İSTANBULUM SENİN KADAR HALİÇ Bir sırça köşktü Haliç Tahta parçalarından El ayak yapardı çocuklar Bez bebeklerine. Fabrika dumanına Kokusu karışmış derelerin Emek,alın teri kutsal Büyükler eli öpülesi Ve sokaklarında Genizler gibi Yürekler yanık Tavan yapmış Dostluk,dayanışma Paylaşmak Gökyüzünde ,yıldızlara kucak Erik,kiraz ağaçları dolu bahçeli evler Sıcak soba başı sohbetler Bir yazlık sinema Ve bakışlarda yaşanan Aşk Yürekte bir kor Sessiz bir haykırışıdır Delikanlılığın Ben senin kadar İstanbulum Ben senin kadar Haliç (Nusret KARACA) *** HALİÇ...SİSLİ PUSLU BİR EYLÜL SABAHI VE..'EĞİTİMCİ BEN" Sisli, puslu bir hava Gecenin son karanlığı kucaklaşıyor Gündüzün ilk ışıklarıyla Isıtmaya başlamışken yüzümü güneş... Bilinmezlik... Motor sesleri çınlıyor kulaklarımda Bir de o ses... O görüntü Titreyen siyah beyaz ekranlarda Sonrası Sessizlik... Kalemlerin ucu kırık Kitaplar yalnızca kapak Yığın üstüne yığın Kitaplar için mezar olmuş toprak Renkler birbirine karışmış Hangisi siyah Hangisi ak Bilen hiç kimse yok Peki onları kim ayıracak Beden ıslak Göz kapalı Ayak çıplak Ve yürümekten nasırlı Hortumlar yırtılıyor su taşımaktan Üşüyenleri, titreyenleri Yok mu bir anlayacak Gömlekler dolaptan çıkmış Evlerde askı ,yalnızca askı Çocuklar babalarını bekler, eşler bir yarılarını Birileri birilerini askıya aldıkça Bilekler kelepçeli Kollar çatlak, kollar çolak Sınıfta tebeşiri Hangi sağlam parmak tutacak Kuyruklar uzadıkça uzuyor Nereye kadar bu yol Nereye gidiyor Ya tutarsa diyerek Göle maya mı çalıyor Parka yırtık Palto zaten yok Korkudan titriyor, ürküyor çocuklar Onları bundan sonra Kim ısıtacak... Kim doyuracak Kim kollayacak (Nusret KARACA) *** FİDANLIK SOKAK Yine kararmaya başladı gökyüzü Hala dışarda fidanlık sokağın çocukları Üzerlerinde eşofman Ayaklarında top Ellerinde misketler Kendinden geçmiş bir kaçı Bu sokakta çocukların Hiç bitmiyor oyunlar .. Çöplük etrafı oyun bahçeleri Yarı taş yarı toprak yollar futbol sahaları Ne fabrika dumanlarını.. görüyorlar Ne de kokusunu farkındalar.. Haliç'in Bu sokakta çocukların Hiç bitmiyor oyunları .. Bir akşam üzeri yine Pencereden bakıyorum.. yarınlara Kendi çocukluğum geliyor aklıma Bir başka oluyor Haliç' te.. akşamlar Bu sokakta çocukların Hiç değişmedi oyunları (Nusret KARACA) ... MAYIS Mayısın bir öncesi Nisanın son günü Gece kucak açmış gündüze Sungurlar… Cangal Tamer Demir Döküm… Şakrak Hüseyin Rabak… Torlak Dursun Ve ben… Ve Haliç’in Çocukları Ellerinde çekiç Ellerinde çivi Ellerinde kalem-kağıt Ortak yürek Amaç tek O da ‘’Emek’’ Koşarak çıkıyor Ahmet abi merdivenlerden Disk’te gece yarısı Aydınlık Maden-iş göz kırpıyor bahara Yarın bahar Günlerden ‘’Çiçek’’ Haliç kaynıyor içten içe Haliç haykırıyor Yarın Mayıs Sonraki aylar biz Gece gündüze gebe Etraf sis Bugün bahar Etraf kurşun Bugün insan Ayakkabısının teki meydanda kalmış arkadaşın İnadına varım ben her baharda İnadına kağıt İnadına kalem İnadına yazı Ve ben de her yıl İnadına bahar İnadına ‘’özgürlük’’ (Nusret KARACA) *** BEN HALİÇ'in ÇOCUĞUYUM “Ben mi”? “Efendim..! Küçükken...” ............. Ben Haliç'in çocuğuyum Eyüp'te büyüdüm. Sütlüce'den Balat'a Sandallarla Ben geçtim Ben Haliç'in çocuğuyum Orada Erken çalardı fabrika boruları İşçiler otururdu Sırt sırta vermiş evlerde İnsanlar yorgun kalkardı yataklarından Biz çocuklar Kana kana içerdik suları Eyüp çeşmelerinden Ben Haliç'in çocuğuyum Sokaklarında Top oynardı bebeler Ellerinde yağlı ekmeklerle Güler yüzlüydü insanları Ve... Kahvelerde toplanırlardı Büyükler akşamları Ben Haliç'in çocuğuyum Kokular yayılırdı Martıların uğramadığı Alibey Deresi’nden Oranın çamurunda Son balıkları Ben tutmaya çalıştım Çocuk aklımla Oltalar yapardım tellerden Ben Haliç'in çocuğuyum Yorgun çökerdi güneş akşamları Evlerin damlarına Geç yatılır Erken kalkılırdı O küçücük evlerde Bilseniz Ne hayaller yaşanırdı Ben Haliç'in çocuğuyum Aklımda hep Haliç Eyüp Sultan'da kuşlar Avlusunda dua eden annem Dışarıda simitçiler Simdi Babam Annem Bir de Kardeşim kaldı mezarda Aklım hâlâ Haliç'te Gördüm Eski Galata Köprüsü'nü de, Hasköy'e çekmişler Peki... İstanbul Nerede? Ben İstanbul çocuğuyum Şimdi Kadıköy'de oturan Eyüplü Yani Yani aslında Ben Haliç'in çocuğuyum. ..... “Amca...! Martılar uğramaz mı buralara...” ..... Ben Haliç'in çocuğuyum Küçükken de buralarda Yağmurlar yağardı Yatak döşek İnsanlar Dışarılarda yatardı Ben Haliç'in çocuğuyum Oy istemeye gelirlerdi buralara Dayılarla, amcalar Sonra bir daha uğramazlardı Onları gördüğümüz Yalnızca bayramlardı Ben Haliç'in çocuğuyum Esnaflar Kendileri yaparlardı yolları Sonra birileri gelir Birileri adına Toplarlardı paraları Ben Haliç'in çocuğuyum Bir zamanlar Kendi hallerinde Yaşarlarken insanlar Gelmezlerdi Arsa almaya Büyük büyük adamlar Şimdi Kalmadı el atılacak yer Ve... Para etmeye başladı ya buraları Üşüştü yine Dayılar... amcalar Ve... Tüm akrabaları Ben Haliç'in çocuğuyum Değişene kadar Yazgısı buraların Yazacağım durmadan Ben İstanbul çocuğuyum Kadıköy'de oturan Eyüplü Yani Yani aslında Ben Haliç'in çocuğuyum .... “Mavi mi? ... O da ne?” .... Ben Haliç'in çocuğuyum Düşlerimde Mavi dalgalar vururdu yanaklarıma Kıyıda beni Küçük bir sandal karşılardı Saçlarımı da Hafif bir rüzgâr okşardı Bahçemizde Hanımelleri açar Papatyalar Gelincikler coşardı Ben Haliç'in çocuğuyum Fener'de Bir sandaldı oyun odamız İlk sigarayı orada içtim gizlice İlk birayı Balat'ta bir meyhanede Ben Haliç'in çocuğuyum Defterdar surlarında Çadırları arasında Çingenelerin Futbol oynardım ben Temelleri atılırken Haliç Köprüsü'nün Sırtım Kan ter içerisindeyken Ben Haliç'in çocuğuyum 39 numara geçerdi Aksaray'dan Alibeyköy'e 49... Kambur otobüs Taksim'e 47... Şişhane'ye Ayakkapı'nın dar sokaklarından geçerdi Magirus otobüsler Pahalı da olsa Tıka basa doluydu Kasımpaşa'ya giden Küçük minibüsler Ben Haliç'in çocuğuyum Alibey Deresi'ne Lağımlar karışırken Şenbağ'dan Karadolap'a inerdik Gül sinemasına giderken Çırçır'da Sıyırırdık paçalarımızı Geçerken dönüşte Tahta Köprü'den Paylaşırdık çocuklarla Kalan paralarımızı Ben Haliç'in çocuğuyum Eyüp'te Pierre-Loti Köşe başında Sultan muhallebi Ve Şark Kahvesi'nde Ak sakallı Metin dede Ah...! Ne anılarım vardır Oraların Kıyısında köşesinde ..... “Hoşgeldiniz...! Geldiniz de!” .... Ben Haliç'in çocuğuyum Greve girince işçiler Arkadaşlarım Fabrikalarda yatardı İşsiz kalınca Mustafa Süleyman Hüseyin Dışarıda çorap satarlardı. Ben Haliç'in çocuğuyum Güzeltepe'nin İşçi çocukları Sokaklarda Misket Çelik çomak oynarlardı Arkadaşlarım vardı oralarda Üçkâğıtçılara direnir Onlarla güreş tutarlardı. Ben Haliç'in çocuğuyum Emniyettepe'de kondular Boş arsaları Zamanla doldurdular İki oda yapanlar Birer yuva kurdular. Ben Haliç'in çocuğuyum Silahtarağa'da Salıpazarı vardı Sıcakta Haliç pislik kokardı Üf...! deyip Burunlarını tıkarlardı Uzaklardan gelenler Düzenlendi Toparlandı ya buraları Onlar oldu İlk gelenler Ben Haliç'in çocuğuyum Saatleri Fabrika düdüklerinden ayarlardık Yıllarca Hep yalanlarla oyalandık Çamur doluydu Taş ocağında kaldırımlar Kim söz verirse Seçim önceleri Onlara kanarlardı Umut dolu insanlar Ben Haliç'in çocuğuyum Mavi Haliç'ti Çay bahçemizin adı Denizin mavisinden Martılardan uzak Kim bilir Bir mavi düştü bizimkisi belki Ama yine de Bir başkaydı Haliç'te çocukluğun keyfi Ben Haliç'in çocuğuyum Kâğıthane Sadabad Tarihte buraları Lale devrindeydi Benim de çocukluğum Hep oralarda geçti Çamlık'tı oynadığımız yer Şimdi buralarda Gökdelenler diktiler Pis kokarken çevremiz Beyefendiler... Hanımefendiler... Acaba o zamanlar Nerelerdeydiler?.. .... “Yüreğime vuruyor dalgalar” ... Ben Haliç'in çocuğuyum Merhaba kahveci Mehmet Merhaba büfeci Oylum Kokoreççi Aziz... Boyacı Ahmet Merhaba işçi kızlarım Merhaba Haliç'in güzel insanları Yıkılmış gecekondulardan Eşyaları yerlere atılmış Fabrika işçileri Nerelerdesiniz? Nerelerde? Bakın Martılarla gönderiyorum yüreğimi sizlere Gözyaşlarımı ise Haliç'e Ben Haliç'in çocuğuyum Neredesin İzmirli Muhtar Amca Ayakkabıcı Dayko Berber Kâni Nerelerdesiniz... Çocukluk arkadaşlarım Nerede top oynadığımız çayırlar Bacası duman tüten fabrikalar Nereye karıştı... Haliç sularındaki mavi düşlerim Canlı fotoğraflarım Çocukluk anılarım Nerede iskeleye yanaşan son vapurlar Oturmaya gelen Anneannem Ak sakallı dedem Neredesiniz anneciğim, babacığım Nerede Haliç'teki ayak izlerim Ben İstanbul çocuğuyum Şimdi Kadıköy'de oturan Eyüplü Yani Yani aslında Ben Haliç'in çocuğuyum (Nusret KARACA)

Tam sayfa

Yeni şiir

HALİÇ ŞİİRLERİMDEN Nusret Karaca UZAKTAKİ HALİÇ Hangi şehrin sokaklarınd

HALİÇ ŞİİRLERİMDEN Nusret Karaca UZAKTAKİ HALİÇ Hangi şehrin sokaklarındayım ben Kimin şiirleri dökülüyor dudaklarımdan Hangi öykünün, hangi romanın Sayfaları arasına sıkışmış çocukluğum Nereden çıktı bu Kulaklarımdaki uğultu Saçlarımı savuran Rüzgâr Yanaklarımı okşayan el Hangi mahalledeyim Hangi evin küçük bir odasında Peki ya çocukluk arkadaşlarım! Ağaçlar içindeki Kırmızı boyalı evin yerinde Kimler var. Bu amcalar, bu teyzeler kim tanımam Sen!... Sen var ya Haliç! Bir yürek atışısın bende Ve sanki Mehtap Sineması'nda Siyah beyaz bir film Diyorum ki! Biraz rahat bıraksan Her gelişimde Kendini bana aratmasan Nusret Karaca ... DUVAR DİBİ Hanımelleri kokusu yayılmış etrafa Kahverengi demir kapısından Çıkıyor arkadaşım Tek katlı şirin evin bahçesinden Sonra diğerleri evlerinden Beyaza boyanmış duvar dibine Yaslamışız sırtımızı Ellerimizde misketler Çelik çomaklar Kapkara dumanı tütüyor fabrikaların Paydos borularının sesi Çınlıyor kulaklarımızda Topçular yokuşu'ndan aşağıya Tahta patenlerimiz Ve havada uçuşan düşlerimizle Sürüyor yolculuğumuz Akşam üzeri batan güneşle Hüznü çöküyor bir an da Haliç akşamlarının Dağılıyor mahallenin çocukları Sohbetler,oyunlar Sonraki günlere kaldı Babalar iş dönüşünde Anneler mutfakta Servislerinden iniyor Tütün fabrikasının işçi kızları Bir hafta sonu Silahtarağa Emniyettepe'de Zaman içinde yolculuk Yükselen beton yığınları Lüks binalar Ne mahallenin çocukları var Ortalıkta Ne duyulan bir ses Şimdi Bir konuk gibi Duvar dibindeyim Biliyorum Hepsi buradalar Seslerini duyuyorum Çünkü bir yerlerde Halâ gülüşleri saklı Nusret Karaca İSTANBUL ISLAK Yağmur Ocak yirmi yedi İki bin on üç Kadıköy'de Bir kahvehane Yetmiş sekizdi Yine bir akşam üstü Yine yağmur İstanbul ıslaktı Haliç ayakta Biz uyanık Rabak/Sungurlar Demir Döküm Ve diğerleri Ve arkadaşlarım Haliç kokuyordu Biz üşüyorduk/ayaktaydık Sobaya/odun Ve.. Kömür Eve aş savaşı Fabrikaların içi soğuk Od yok Dışarıda polis Dışarıda jandarma Dışarıda kar İçimiz kor Ocak iki bin on üç Dışarıdayım Gece Yürüyorum Bedenim soğuk/titriyorum Haliç dingin Haliç uykuda İstanbul ıslak Ayaklarım kayıyor Nusret Karaca *** BEYOĞLU... BEN VE HALİÇ 'İN ÇOCUKLARI Kulaklarımda Hiç dinmeyen çınlamalar Belleğimden nedir dökülen Notalara Yaşanmışlıksa beni terk etmeyen Beden hangi beden? Şu " çocuk ben" Yanımda Erken Co Serdar… Şakrak Hüseyin.. Magirus Ragıp..Çangal Tamer..Süleyman Cepte Kırk kuruş harçlık Bizimkisi Çömez zamparalık Beyoğlu Madam Anahit in akordeonu Sanki Hep bizi anlatıyor Çiçek Pasajında/siyah bira günleri/Arjantin Ceket düğmesi eksik gariban garson O bizlere gülüyor Biz ona Kafa biraz kıyak Biraz da karışık Dumanlı bir gece Sis bürümüş Beyoğlu nu Duygular karmaşık Delikanlıyız ya Ayranımız kabarık Unkapanı… Fener… Balat... Defterdar Yol uzun Sonunda"Silahtar" Şimdi "çocuk biz" Ve üşüyen/kızaran kulaklarımız Bu uğultu Gece yine gündüzle kucaklaşıyor Çınlama yıllara saklı Bir yüzümüz arkada Bir yüzümüz aynaya bakar İkisi de Belki biraz "ben" Belki biraz "sen" Biraz"o" Haliç anılarım Kalemin ucunda saklı (Nusret KARACA) *** BEN SENİN KADAR İSTANBULUM SENİN KADAR HALİÇ Bir sırça köşktü Haliç Tahta parçalarından El ayak yapardı çocuklar Bez bebeklerine. Fabrika dumanına Kokusu karışmış derelerin Emek,alın teri kutsal Büyükler eli öpülesi Ve sokaklarında Genizler gibi Yürekler yanık Tavan yapmış Dostluk,dayanışma Paylaşmak Gökyüzünde ,yıldızlara kucak Erik,kiraz ağaçları dolu bahçeli evler Sıcak soba başı sohbetler Bir yazlık sinema Ve bakışlarda yaşanan Aşk Yürekte bir kor Sessiz bir haykırışıdır Delikanlılığın Ben senin kadar İstanbulum Ben senin kadar Haliç (Nusret KARACA) *** HALİÇ...SİSLİ PUSLU BİR EYLÜL SABAHI VE..'EĞİTİMCİ BEN" Sisli, puslu bir hava Gecenin son karanlığı kucaklaşıyor Gündüzün ilk ışıklarıyla Isıtmaya başlamışken yüzümü güneş... Bilinmezlik... Motor sesleri çınlıyor kulaklarımda Bir de o ses... O görüntü Titreyen siyah beyaz ekranlarda Sonrası Sessizlik... Kalemlerin ucu kırık Kitaplar yalnızca kapak Yığın üstüne yığın Kitaplar için mezar olmuş toprak Renkler birbirine karışmış Hangisi siyah Hangisi ak Bilen hiç kimse yok Peki onları kim ayıracak Beden ıslak Göz kapalı Ayak çıplak Ve yürümekten nasırlı Hortumlar yırtılıyor su taşımaktan Üşüyenleri, titreyenleri Yok mu bir anlayacak Gömlekler dolaptan çıkmış Evlerde askı ,yalnızca askı Çocuklar babalarını bekler, eşler bir yarılarını Birileri birilerini askıya aldıkça Bilekler kelepçeli Kollar çatlak, kollar çolak Sınıfta tebeşiri Hangi sağlam parmak tutacak Kuyruklar uzadıkça uzuyor Nereye kadar bu yol Nereye gidiyor Ya tutarsa diyerek Göle maya mı çalıyor Parka yırtık Palto zaten yok Korkudan titriyor, ürküyor çocuklar Onları bundan sonra Kim ısıtacak... Kim doyuracak Kim kollayacak (Nusret KARACA) *** FİDANLIK SOKAK Yine kararmaya başladı gökyüzü Hala dışarda fidanlık sokağın çocukları Üzerlerinde eşofman Ayaklarında top Ellerinde misketler Kendinden geçmiş bir kaçı Bu sokakta çocukların Hiç bitmiyor oyunlar .. Çöplük etrafı oyun bahçeleri Yarı taş yarı toprak yollar futbol sahaları Ne fabrika dumanlarını.. görüyorlar Ne de kokusunu farkındalar.. Haliç'in Bu sokakta çocukların Hiç bitmiyor oyunları .. Bir akşam üzeri yine Pencereden bakıyorum.. yarınlara Kendi çocukluğum geliyor aklıma Bir başka oluyor Haliç' te.. akşamlar Bu sokakta çocukların Hiç değişmedi oyunları (Nusret KARACA) ... MAYIS Mayısın bir öncesi Nisanın son günü Gece kucak açmış gündüze Sungurlar… Cangal Tamer Demir Döküm… Şakrak Hüseyin Rabak… Torlak Dursun Ve ben… Ve Haliç’in Çocukları Ellerinde çekiç Ellerinde çivi Ellerinde kalem-kağıt Ortak yürek Amaç tek O da ‘’Emek’’ Koşarak çıkıyor Ahmet abi merdivenlerden Disk’te gece yarısı Aydınlık Maden-iş göz kırpıyor bahara Yarın bahar Günlerden ‘’Çiçek’’ Haliç kaynıyor içten içe Haliç haykırıyor Yarın Mayıs Sonraki aylar biz Gece gündüze gebe Etraf sis Bugün bahar Etraf kurşun Bugün insan Ayakkabısının teki meydanda kalmış arkadaşın İnadına varım ben her baharda İnadına kağıt İnadına kalem İnadına yazı Ve ben de her yıl İnadına bahar İnadına ‘’özgürlük’’ (Nusret KARACA) *** BEN HALİÇ'in ÇOCUĞUYUM “Ben mi”? “Efendim..! Küçükken...” ............. Ben Haliç'in çocuğuyum Eyüp'te büyüdüm. Sütlüce'den Balat'a Sandallarla Ben geçtim Ben Haliç'in çocuğuyum Orada Erken çalardı fabrika boruları İşçiler otururdu Sırt sırta vermiş evlerde İnsanlar yorgun kalkardı yataklarından Biz çocuklar Kana kana içerdik suları Eyüp çeşmelerinden Ben Haliç'in çocuğuyum Sokaklarında Top oynardı bebeler Ellerinde yağlı ekmeklerle Güler yüzlüydü insanları Ve... Kahvelerde toplanırlardı Büyükler akşamları Ben Haliç'in çocuğuyum Kokular yayılırdı Martıların uğramadığı Alibey Deresi’nden Oranın çamurunda Son balıkları Ben tutmaya çalıştım Çocuk aklımla Oltalar yapardım tellerden Ben Haliç'in çocuğuyum Yorgun çökerdi güneş akşamları Evlerin damlarına Geç yatılır Erken kalkılırdı O küçücük evlerde Bilseniz Ne hayaller yaşanırdı Ben Haliç'in çocuğuyum Aklımda hep Haliç Eyüp Sultan'da kuşlar Avlusunda dua eden annem Dışarıda simitçiler Simdi Babam Annem Bir de Kardeşim kaldı mezarda Aklım hâlâ Haliç'te Gördüm Eski Galata Köprüsü'nü de, Hasköy'e çekmişler Peki... İstanbul Nerede? Ben İstanbul çocuğuyum Şimdi Kadıköy'de oturan Eyüplü Yani Yani aslında Ben Haliç'in çocuğuyum. ..... “Amca...! Martılar uğramaz mı buralara...” ..... Ben Haliç'in çocuğuyum Küçükken de buralarda Yağmurlar yağardı Yatak döşek İnsanlar Dışarılarda yatardı Ben Haliç'in çocuğuyum Oy istemeye gelirlerdi buralara Dayılarla, amcalar Sonra bir daha uğramazlardı Onları gördüğümüz Yalnızca bayramlardı Ben Haliç'in çocuğuyum Esnaflar Kendileri yaparlardı yolları Sonra birileri gelir Birileri adına Toplarlardı paraları Ben Haliç'in çocuğuyum Bir zamanlar Kendi hallerinde Yaşarlarken insanlar Gelmezlerdi Arsa almaya Büyük büyük adamlar Şimdi Kalmadı el atılacak yer Ve... Para etmeye başladı ya buraları Üşüştü yine Dayılar... amcalar Ve... Tüm akrabaları Ben Haliç'in çocuğuyum Değişene kadar Yazgısı buraların Yazacağım durmadan Ben İstanbul çocuğuyum Kadıköy'de oturan Eyüplü Yani Yani aslında Ben Haliç'in çocuğuyum .... “Mavi mi? ... O da ne?” .... Ben Haliç'in çocuğuyum Düşlerimde Mavi dalgalar vururdu yanaklarıma Kıyıda beni Küçük bir sandal karşılardı Saçlarımı da Hafif bir rüzgâr okşardı Bahçemizde Hanımelleri açar Papatyalar Gelincikler coşardı Ben Haliç'in çocuğuyum Fener'de Bir sandaldı oyun odamız İlk sigarayı orada içtim gizlice İlk birayı Balat'ta bir meyhanede Ben Haliç'in çocuğuyum Defterdar surlarında Çadırları arasında Çingenelerin Futbol oynardım ben Temelleri atılırken Haliç Köprüsü'nün Sırtım Kan ter içerisindeyken Ben Haliç'in çocuğuyum 39 numara geçerdi Aksaray'dan Alibeyköy'e 49... Kambur otobüs Taksim'e 47... Şişhane'ye Ayakkapı'nın dar sokaklarından geçerdi Magirus otobüsler Pahalı da olsa Tıka basa doluydu Kasımpaşa'ya giden Küçük minibüsler Ben Haliç'in çocuğuyum Alibey Deresi'ne Lağımlar karışırken Şenbağ'dan Karadolap'a inerdik Gül sinemasına giderken Çırçır'da Sıyırırdık paçalarımızı Geçerken dönüşte Tahta Köprü'den Paylaşırdık çocuklarla Kalan paralarımızı Ben Haliç'in çocuğuyum Eyüp'te Pierre-Loti Köşe başında Sultan muhallebi Ve Şark Kahvesi'nde Ak sakallı Metin dede Ah...! Ne anılarım vardır Oraların Kıyısında köşesinde ..... “Hoşgeldiniz...! Geldiniz de!” .... Ben Haliç'in çocuğuyum Greve girince işçiler Arkadaşlarım Fabrikalarda yatardı İşsiz kalınca Mustafa Süleyman Hüseyin Dışarıda çorap satarlardı. Ben Haliç'in çocuğuyum Güzeltepe'nin İşçi çocukları Sokaklarda Misket Çelik çomak oynarlardı Arkadaşlarım vardı oralarda Üçkâğıtçılara direnir Onlarla güreş tutarlardı. Ben Haliç'in çocuğuyum Emniyettepe'de kondular Boş arsaları Zamanla doldurdular İki oda yapanlar Birer yuva kurdular. Ben Haliç'in çocuğuyum Silahtarağa'da Salıpazarı vardı Sıcakta Haliç pislik kokardı Üf...! deyip Burunlarını tıkarlardı Uzaklardan gelenler Düzenlendi Toparlandı ya buraları Onlar oldu İlk gelenler Ben Haliç'in çocuğuyum Saatleri Fabrika düdüklerinden ayarlardık Yıllarca Hep yalanlarla oyalandık Çamur doluydu Taş ocağında kaldırımlar Kim söz verirse Seçim önceleri Onlara kanarlardı Umut dolu insanlar Ben Haliç'in çocuğuyum Mavi Haliç'ti Çay bahçemizin adı Denizin mavisinden Martılardan uzak Kim bilir Bir mavi düştü bizimkisi belki Ama yine de Bir başkaydı Haliç'te çocukluğun keyfi Ben Haliç'in çocuğuyum Kâğıthane Sadabad Tarihte buraları Lale devrindeydi Benim de çocukluğum Hep oralarda geçti Çamlık'tı oynadığımız yer Şimdi buralarda Gökdelenler diktiler Pis kokarken çevremiz Beyefendiler... Hanımefendiler... Acaba o zamanlar Nerelerdeydiler?.. .... “Yüreğime vuruyor dalgalar” ... Ben Haliç'in çocuğuyum Merhaba kahveci Mehmet Merhaba büfeci Oylum Kokoreççi Aziz... Boyacı Ahmet Merhaba işçi kızlarım Merhaba Haliç'in güzel insanları Yıkılmış gecekondulardan Eşyaları yerlere atılmış Fabrika işçileri Nerelerdesiniz? Nerelerde? Bakın Martılarla gönderiyorum yüreğimi sizlere Gözyaşlarımı ise Haliç'e Ben Haliç'in çocuğuyum Neredesin İzmirli Muhtar Amca Ayakkabıcı Dayko Berber Kâni Nerelerdesiniz... Çocukluk arkadaşlarım Nerede top oynadığımız çayırlar Bacası duman tüten fabrikalar Nereye karıştı... Haliç sularındaki mavi düşlerim Canlı fotoğraflarım Çocukluk anılarım Nerede iskeleye yanaşan son vapurlar Oturmaya gelen Anneannem Ak sakallı dedem Neredesiniz anneciğim, babacığım Nerede Haliç'teki ayak izlerim Ben İstanbul çocuğuyum Şimdi Kadıköy'de oturan Eyüplü Yani Yani aslında Ben Haliç'in çocuğuyum (Nusret KARACA)

Tam sayfa

ŞİİR GÜZELDİR

ŞİİR GÜZELDİR Güzeldir Dalında meyve Toprakta ürün Ağaçta kuş sesi Yürekte Aşk Güzeldir Haksızlığa dik durmak Direnmek

ŞİİR GÜZELDİR Güzeldir Dalında meyve Toprakta ürün Ağaçta kuş sesi Yürekte Aşk Güzeldir Haksızlığa dik durmak Direnmek Güzeldir Alında ter Avuçta nasır İnsana harcanan Her emek Nusret Karaca

Tam sayfa

GÜZEL ŞEYLER

GÜZEL ŞEYLER Hep sevgiyi yaz bana Hep barışı Zeytin dalları çiz defterime Altına da İmzan yerine Beyaz bir kuş resmi

GÜZEL ŞEYLER Hep sevgiyi yaz bana Hep barışı Zeytin dalları çiz defterime Altına da İmzan yerine Beyaz bir kuş resmi yapsana Sonra Küçük bir çocuktan bahset Yumuk yumuk ellerinden İster öykü olsun İsterse pamuk prenses Masal da olsa Cadıları çıkarıp Güzel şeyler anlatsana Gökyüzünü mavi çiz Yıldızları bana yakın Güneş yakmasın Aydınlatsın Ay kaybolmasın geceleri Bir de Gülen gözler göster bana Bir çocuk bahçesi yap İçinde savaşlar olmasın Duvarlar, çitler, zincirler istemem Ne olur Güzel şeyler çiz Güzel şeyler yaz bana Nusret Karaca

Tam sayfa