Datça · 6 Haziran 2026
DATÇA’DAYIM!...ÜŞÜYORUM! (Nusret Karaca)
"Yazılarım Arasından Seçkiler"
DATÇA’DAYIM!...ÜŞÜYORUM!
Nusret Karaca
Datça’dayım... <<Sığınacağınız son liman>> diye bilinen, zamanın durduğu mekân. Okaliptus ve kavucuk ağaçları ile fesleğen kokuları arasına sıkışmış <<Ruh ve beden>> halimle Eski Datça’nın eski muhtarı Orhan(Kemal) Karadağlı’nın çalıştırdığı kahvehanedeyim. <<Datça ve Can Yücel>> adlı 2004 yılında Gazete Kadıköy’de yayınlanmış bir söyleşinin fotokopisini armağan ediyorum kendisine. Oğlu, damadı, kızı ve Orhan ağabeyle söyleşiyoruz. Tam o sırada cep telefonum çalıyor.
-Efendim?
-Benim hocam
-Sen?
-Ben, Leyla Çoban.
................
Kısa bir sessizlik anı. Öğrencilerimin beni nerede olursam olayım aradıklarını bilmeme rağmen, Leyla’nın ses tonu üzerine <<Hayrola?>> diye karşılık veriyorum. Sanki neden aradın, ne oldu der gibi... Ama o anlıyor...
-Burçin... Hatırlıyorsunuz değil mi hocam?
-Sarışın olan... Sizin sınıftaki Burçin?
-Evet... Bursa yolunda kaza olmuş. Arkadaşlarıyla beraber... Bir tek o kurtulamamış.
Akşamüzeri Karacaahmet’ten...
................
Zaman duruyor Datça’da... Sonra ardı arkası kesilmeyen mesajlar... Halit öğretmenim katılıyor cenazesine... Ben Datça’da bile üşüyorum.
Sonra Leyla ile mesajlaşma anları. Deniz, gökyüzü ne renk? Güneş yüzümü mü bedenimi mi yakıyor şu anda, yoksa yüreğimi mi?
<<Hayatın acı gerçeğini bugün daha iyi anladım>> diyor Leyla. <<Yanımızda olduğunuzu bilmek, varlığınızı hissetmek bile güven veriyor. O yüzden ilk size sarıldık.>> <<Annesi, Burçin toprağa verilirken son kez yüzünü görmek istedi. Ben ancak saçlarına bakabildim. Darmadağın oldum. Bu arada Yusuf hocam ölmüş, çok üzüldüm>>
Sesim, nefesim kesiliyor... Donukluk anı.
Önce öğrencilerine umut aşılayan bir eğitimciyi, ardından umutlarıyla yaşamın tüm renklerini kucaklamaya hazırlanan bir genç kızı, öğrencimi yitirmek...
<<Gel de tatil yap>> diye mesaj atıyorum Halit Çıttır’a...
Datça’da, Knidos’ta zaman durur. Duran zamanın içinde <<Bir ara zaman>> benim de yaşadığım... Ve acı veriyor...
................
Gece hafiften rüzgâr esiyor. Sahilde el ele gençler...
Gece karanlık. Aklıma Burçin Çetiner geliyor. O da bambaşka bir <<an>>da karanlık bir mekânda.
Kim bilir, belki de yıldızlar kucaklıyordur onu, ay gibi parlıyordur yüzü, yüreği yine sevgiyle atıyordur. Annesi gülümseyerek yatırıyordur yatağına.
Benim ise yüreğim kanıyor bu gece.
Datça’da zaman hiç geçmiyor.
Datça... Zamanı durdur, hatta geriye al Knidos.
Burçin yine gülümsesin, her rengi kucaklasın yine doyasıya.
Annesi her gün okşasın saçlarını, tarasın.
Ve bir daha...
Bana kimse böyle acı bir haber vermesin...
Yoksa nasıl geçer benim için, DATÇA bile olsa zaman.
Hava çok sıcak... Nemli...
Ben halâ üşüyorum.
........
(*)14 Ağustos 2009 tarihli Gazete Kadiköy'de yayımlanan ve 2018 tarihinde
"Şimdi Ben Neredeyim" adlı kitabımda yer verdiğim yazım.
← Yazılar