30 Haziran 2026
Gazete ve Dergi Yazılarımdan Seçkiler RIFAT ILGAZ... 'YILDIZ KARAYEL' ve 'CİDE' Nusret Karaca
Gazete ve Dergi Yazılarımdan Seçkiler
RIFAT ILGAZ... 'YILDIZ KARAYEL' ve 'CİDE'
Nusret Karaca
"Sevgili Öğretmenim Nusret Karaca. İki kolumuzu iki yana açtık... Korkuluk olduk en azından... Kolsuz olmaktan daha iyi. Sevgiler."
— Aydın Ilgaz (01 Aralık 2004, İstanbul Kadıköy Lisesi)
Sevgili Kadir İncesu, "Öğretmenim," dedi telefonda. "Yarın sabah okula uğrayacağım. Kitap bırakacağım danışmaya. Biri senin." Gecenin ilerlemiş bir saatinde bir "dost" sesi duymak, kitap üzerine konuşmak, bitmekte olan günün benim için yeniden başlaması demekti. Sabahın bir an önce olmasını, öğrencilerimle kitapların bir an önce buluşmasını istemek... Gece çok uzun da olsa, gün ışığına gebeydi nihayetinde.
Gün ışığıyla ve her zamanki koşuşturmanın ilk kareleriyle, hızlı çekim bir film başladı evimizde. Eşim, kızım ve ben... Hepimiz okullarımıza, kitaplarla ve öğrencilerle yeniden kucaklaşma vaktine doğru yola koyulduk. Dışarıda tatlı bir rüzgâr vardı; bir yıldızdan esiyordu, bir karayelden. Sanki bir çift göz izliyordu bizim "Sınıf"ı gökyüzünden; dizelerindeki son sıcaklığı bizlerle paylaşıyordu:
Elim eline değsin
Isıtayım üşüdüyse
Boşa gitmesin
Son sıcaklığım
Zil çalıyor... Ben bulutların arasından Yıldız-Karayel ile birlikte Cide’deyim. Delikanlılığımın ilk günleri... Eniştem, müteahhit olarak Cide’de bir otel inşaatı alıyor. Usta olan dedem, anneannem, teyzem hep birlikte bu güzel kasabaya yerleşiyorlar. Çarşıdan sahile giden yol üzerinde; üç katlı, bahçesi erik ağaçlarıyla dolu ahşap bir ev... Okullar tatil ve ben Kastamonu, Daday, Azdavay yolundan geçen bir posta arabasıyla, yemyeşil ormanlar arasından sıyrılıp tanışıyorum bu güzel kasabayla.
İnşaatta çalışmaya başlıyorum. Dağlardan taşlar sökülürken, mozaik yapılırken, harç karılırken kulaklarımda hep türküler... Tarladaki işçi kadınların türküleri... Gece yazlık sinema, evin terasında karanlık dağları izlerken içilen çaylar ve sonra sabaha kadar süren o sessizlikte yalnızca cırcır böcekleri...
Rıfat Ilgaz’ın romanındaki "Gün tarlada düşmüştü üzerlerine" cümlesi bile, bir delikanlının gözlerinden upuzun bir öyküye konu olur aslında. O kasabayı her yönüyle tanıyan bu büyük usta, Batı Karadeniz’de en çok hissedilen rüzgârlar ile yüreğinin sesini yoğurmuş, edebiyat dünyasına sunmuş. Yapıtı elime aldığımda sanki "Minibüsçü Pala" evimizin önüne gelmiş de sesleniyor: "Bartın’a gidecek misin?" Ben yanıt veriyorum içimden: "Ne olur gönderseler de biraz daha kalsam bu kasabada..."
Talip Apaydın, Yıldız-Karayel romanı için şöyle der: "Batı-Kuzey Anadolu’nun bir kesimini, Cide kasabası çevrelerini; coğrafyası, toplumsal ve ekonomik yapısı, insanları, insan ilişkileri ve sorunları ile ortaya seren bir roman. Öyle ki, o yöreyi tanıyalım tanımayalım, romanı okurken gitmiş gibi oluyorsunuz." Ona göre bu eser, insanların iç dünyalarını, düşünce ve duygu biçimlerini, davranışlarını başarıyla aktarıyor okura. Gerçekten de birçok edebiyatçının ve eleştirmenin vurguladığı gibi; roman tekniği açısından Türk edebiyatının en başarılı yapıtları arasında yer almayı sonuna kadar hak ediyor Yıldız-Karayel.
Şimdi, yıllar sonra beni Cide kasabasına doğru bir yolculuğa çıkaran rüzgârlarla kucaklaşmış durumdayım. Kafamı kaldırdığımda yanı başımdaki masalarda kimlerin olduğunu ancak o zaman fark ediyorum. Birkaç gazete okuyan dışında ne bir kalem ne de bir kitap var masalarda.
Nerede miyim? Bir düşünün hele...
Neden yazan, çizen, üreten eğitimciler benim dostlarım?
Neden "sınıf"ı doya doya yaşayan, "son sıcaklığı"nı bile boşa harcamayan eğitimcilerin yapıtları alıyor zamanımı?
Sizce ben neredeyim?
Kimlerin arasındayım dersiniz?
(ŞİMDİ BEN NEREDEYİM adlı kitabımdan, Post Yayıncılık, 2019, s. 117-119)
07 Eylül 2007 tarihinde Gazete Kadıköy’de yayınlanmış yazı.
08 Temmuz 2022 tarihinde Sanat Tasarım Gazetesi'nde yayınlanmış yazı.
Eylül 2022 sayısı, İnsancıl Dergisi'ndeki yazı.
← Yazılar