10 Ağustos 2026

​Kadıköy Söyleşileri’nden ​Mahir Ünlü’den Türkçe İncelikler, İnciler: “CÖNK GİBİ” ​Nusret Karaca

​Kadıköy Söyleşileri’nden ​Mahir Ünlü’den Türkçe İncelikler, İnciler: “CÖNK GİBİ” ​Nusret Karaca ​Akşama doğru okul çıkışı sanatçı dostlarıma uğramak artık bir alışkanlık oldu bende. Her seferinde “Olağan akşam ziyareti mi?” diye esprili yaklaşmaları; gün içindeki tüm koşuşturmaları, yorgunlukları unutup dostlarıma daha hızlı adımlarla koşarak kucak açmama vesile oluyor aslında. Onların bana açtıkları kucaklara karşılık vermek için… ​Öyle ya! Günümüzde kucaklaşmak için koştuğumuz, gerçek anlamda kaç dostumuz var ki? Sanki pek çok insan sözleşmişçesine kabuğuna çekilmiş; değil kucaklaşmak, adeta evlerinin perdelerini bile kapatacak kadar yalnız ve bencil dünyalarına kimseleri sokmak istemiyor. ​Neyse ki bizim kabuklarını kırmış, üreten, paylaşan dostlarımız var; kendi dünyalarının kapılarını sürekli açık tutanlar… “Girin, içimizdeki ışığı görün, aslında dünyamız aydınlık, siz karartmayın. Atın beyninizdeki tabuları. Gülümseyin ki sizin de dünyanız aydınlansın,” diyen güzel dostlar. ​Güzel dostlar, güzel yerlerde buluşurlar… Tiyatrolar, sinemalar, kitabevleri, sergi ve konser salonları… Güzel Türkçemizin incileri ve incelikleri oralarda öğrenilir, “Cönk gibi.” ​Mahir Ünlü’yü çoğunlukla ders kitaplarından tanırız. Çoğumuzun zihninde “Edebiyat” kitabı denince yazar olarak ilk o belirir. Oysaki kendisi bir araştırmacı-yazardır. Birçok etkinlikte söyleşilere katılan, birikimi ve tecrübesiyle her daim yararlanabileceğimiz tükenmez bir kaynak, bilge bir kişidir. ​“Kardeşim Nusret Karaca’ya…” diyerek son yapıtını imzalıyor bana değerli ağabeyim. Güzel bir mekânda, güzel insanlar arasında bana “Kardeşim” diyen bir ustadan güzel Türkçemize verilmiş bir armağan aslında bu eser: “CÖNK GİBİ” ​— Sevgili öğretmenim, nedir cönk? ​— Cönk az duyulmuş bir sözcüktür, onu ancak geçmiş edebiyatımızla ilgilenenler bilir. Endonezya’da Cava dilinde “gemi” anlamında kullanılır. Edebiyatımızda ise içinde pek çok şairin şiirleri bulunan, aşağıdan yukarıya doğru uzunlamasına açılan, ensiz ve uzun şiir defterleridir. ​— Siz nereden edindiniz? ​— Yıllar önce Malatya’da bir kitapçıda bulmuştum. Sayfaları aşağıdan yukarıya açılan, kapağı deri kaplı, içinde Arap alfabesiyle yazılmış seçme şiirler bulunan el yazması, ince uzun bir defterdi. ​— Ne zamanlar, hangi koşullarda yazılırmış? ​— Eskiden yolculuklarda… Özellikle kervanla yolculuk yapan şiire düşkün yazarlar oluştururmuş bu cönkleri. Benim bulduğum da bu türden bir örnekti. İçinde Divan ve Halk şiirlerinden örnekler, çeşitli yazılar vardı. ​— Bu yapıtınızla bağlantısı nedir peki? ​— Büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca, söyleşilerimizden birinde bana şiirimizin seçkin dizelerini derlememi önermişti. Bir köşede sakladığım cönk yeniden karşıma çıkınca bu öneri aklıma geldi ve işe koyuldum; yani modern bir cönk oluşturmayı düşündüm. ​— Bildiğim kadarıyla kaynaklarınız oldukça zengin. ​— Elli yılı aşkın birikimim sayesinde yanı başımda oldukça zengin kaynaklar var. Bunlardan yararlanıyorum. ​— Seçki nasıl oluştu? ​— Birinci bölümde 19. yüzyılın sonuna kadarki yapıtlarımızdan, ikinci bölümde ise Çağdaş Edebiyatımızdan seçkin şiir ve düzyazılar yer alıyor. ​— Okullar için çok yararlı bir kaynak olacak. ​— İlgi duyan öğretmen ve öğrencilerin değerlendirmesine sunmaya çalıştım. ​— Yapıtı oluşturmaktaki tek amacınız bu mu? ​— İpuçları vererek okurlara metinleri yorumlamalarında kolaylık sağlamak istedim. Seçtiğim şiir ve düzyazı örneklerini derleyip çağdaş Türkçe’deki incileri ve incelikleri sunmayı hedefledim. Yapıtın sonuna eklediğim yazınsal terimler ve sözcükler bölümünde ise edebiyatımızda bugün bile varlığını sürdüren “teşbih”, “istişare/istiare”, “mecaz” gibi edebi sanatlarla günümüz “imge ögelerini” Türkçe karşılıklarıyla tanıtmaya, gereken yerlerde örnekler vererek okura yardımcı olmaya çalıştım. ​— Son bölüm? ​— Son bölümü ise tamamen terim ve sözcüklere ayırdım. ​— Son sözü, yapıtınızda örnek verdiğiniz şu dizeler söylesin öyleyse. Ne dersiniz? ​“Güzel dil Türkçe bize, Başka dil gece bize. İstanbul konuşması, En saf, en ince bize.” ​Bugün yine bilge bir kişiden feyiz aldık. Bize de sürekli üreten, ürettiklerini okurlarıyla paylaşan bir usta ağabeyi, kalemimizin ve kâğıdımızın yardımıyla sizlerle buluşturmak düştü. ​İşte gerçek kucaklaşmak buna denir. ​(*) 30 Nisan 2004 ​
← Yazılar