KADIKÖY SÖYLEŞİLERİ "Gazete ve Dergi Yazılarımdan Seçkiler" ŞÜKRAN KURDAKUL İLE SÖYLEŞİ… Nusret Karaca · 10 Ağustos 2026
KADIKÖY SÖYLEŞİLERİ "Gazete ve Dergi Yazılarımdan Seçkiler" ŞÜKRAN KURDAKUL İLE SÖYLEŞİ… Nusret Karaca
KADIKÖY SÖYLEŞİLERİ
"Gazete ve Dergi Yazılarımdan Seçkiler"
ŞÜKRAN KURDAKUL İLE SÖYLEŞİ…
Nusret Karaca
Perşembe sabahlarını çok seviyorum. Önce küçük kızımı öperek başlıyorum güne, sonra eşime gülümsüyorum. Alelacele giyinip ayakta bir şeyler atıştırdıktan sonra yüreğimde her birine ayrı yerler ayırdığım öğrencilerimle geçiriyorum günün beş ya da altı saatini…
Sonra Kadıköy Seyhan Kitabevi’ne gidiyorum koşar adımlarla…
Dedim ya, perşembeleri seviyorum…
Perşembe günleri öğleden sonra Türk Dili Dergisi yazarları, ozanları ve sanatçı dostlarımla geçireceğim üç-beş saati iple çekiyorum sanki…
Saat 16.00
Ben yine dostlarlayım. Yüreğim yine kıpır kıpır.
Karşımda birkaç haftadır rastlaşmak istediğim bir edebiyat tarihçisi: Şükran Kurdakul… Türk şiirinin usta isimlerinden Ataol Behramoğlu, “Kurdakul şiirlerinde toplumsal inancın yanı sıra romantik kişiliğinin de duyumsandığı, genellikle dize işçiliğiyle klasik kıta düzenine bağlılığının gözlemlendiği” yorumunu yapıyor.
Hoşgörüsüne sığınarak yanına yaklaşıp:
— Şükran Ağabey, dikiş tutturuyorum, biraz söyleşelim mi?
— Sen istediğin için evet Nusret Karaca. Ancak en fazla on beş, yirmi dakika.
— Tamam ağabey.
Ayrı bir masaya geçiyoruz. Ve ağabey değil “sayın” diye başlıyorum sözlerime, söyleşiyoruz…
— Sayın Kurdakul, ben öncelikle bir eğitimci olduğum için öğrencilerin genellikle sosyal, kültürel yönlerinin gelişmesi amacıyla her türlü etkinliği düzenlemeye çalışıyorum. Ama gözlemim şu ki, gençlerin büyük bir çoğunluğu kitap okumuyor. Sizce neden?
— Esas itibariyle saptamalarınıza katılmamak mümkün değil. Bizim yetiştiğimiz yıllarda da durum daha farklı değildi. Bizlerin yetiştiği yıllarda Mustafa Kemalimiz’in “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü doğrultusunda, İzmir gibi bir kent merkezinde lisenin herhangi bir sınıfında düşün ve edebiyat yapıtlarını izleyenlerin sayısı iki, üç kişiden fazla değildi. Bu dönemin oran olarak aynı durumu göstermesinin ana nedenlerinden biri, eğitim sistemindeki kolaylık diyebiliriz.
— Perşembe günleri gerçekleştirilen Edebiyat Toplantıları hakkında neler düşünüyorsunuz?
— Bu toplantıların, yakın çevre ilişkilerinde okumuş kesime faydalı olmak gibi bir sorumluluğu yok. Bu toplantılar, düşün-edebiyat dostları ve hayranlarının söyleştikleri, hasret giderdikleri bir buluşma noktası. Burada sadece arkadaşların çıkardıkları dergi ve kitaplar gündeme alınmıyor elbette. Güncel, düşünsel ve toplumsal sorunlar konuşularak zaman zaman açık toplantılar da kararlaştırılabiliyor.
— TÜYAP Kitap Fuarı açıldı. 2000 yılında fuarda "Onur Konuğu" olarak yer almıştınız. Ayrıca çeşitli ilçelerde kitap fuarları açılıyor. Acaba bu fuarlar, TÜYAP’taki ilgiyi görebiliyorlar mı? İşlevleri aynı mı?
— TÜYAP’ta "Onur Konuğu" olarak yer aldığımda benim için öznel bir durum söz konusu değildi elbet. Ama şu gerçeğin altını çizmek gerekir: TÜYAP’ın ilk çalışmaya başladığı dönemde, ülkemiz biçimsel olarak da demokrasinin asgari koşullarından uzaklaştırılmıştı. Birinci başarısı, bu zor dönemde kitaba karşı sevgiyi yeniden yaratabilmesidir. İkinci başarısı ise halka açıldığı bir hafta boyunca kültür ve sanat adamlarıyla okurları buluşturması, düşünsel olanaklara bağlı çalışmaların odağı olmasıdır. Diğer kuruluşlar henüz bu niteliğe kavuşmuş gözükmüyorlar.
— Az önce bir sorumu yanıtlarken "Mustafa Kemalimiz" dediniz. Bu beni çok etkiledi. Neden Kemalimiz?
— Yakın tarihimiz Niyazi Berkes’in dediği gibi 200 yıldır bocalamaların tarihidir. Bu kaos içinde yarı sömürge Osmanlı İmparatorluğu’ndan emperyalizme karşı savaşı başarıya götürerek yeni bir bağımsızlık örneği yaratması bile O’nun bu nitelikte anılmasına yeter.
— Bu sıralar neler yapıyorsunuz?
— Uzun süredir edebiyat ve toplum savaşçısı olarak anılarımı yazma hevesine kapıldığım için tezgahta geçmiş yıllarla hesaplaşmam var.
— Zuhal Tekkanat’ın "Dostlarının Kaleminden Cemal Süreya Portreleri" adlı kitabından okuduklarım ve beni etkileyen bir şiir, bana Cemal Süreya’nın annesini küçük yaşta kaybetmesinin O’nu yazmaya yönlendirdiğini düşündürdü. Sizde de böyle bir durum söz konusu mu?
— Babamı küçük yaşta kaybetmiş olmamın duyarlılığımda etkili olduğunu sanıyorum. Yaş ilerledikçe babamın, Kurtuluş Savaşı’nda değişik cephelerde birlik komutanı olarak görev alması da düşünsel yaşamımı etkilemiştir.
Söyleşi uzayacaktı ki masaya bir dostu geldi. “Yeter mi Karaca?” dedi. “Yetmez mi ağabey,” dedim. Masadan kalktı. Paltosunu giydi, şapkasını taktı. Ağar ağır uzaklaştı kitabevinden.
Akşam Kızıltoprak Öğretmenevi’nde karşılaştık yine. Sanatçı dostlarla yedik, içtik, söyleştik. Bu kez ben ayrıldım önce masadan. Orada kalanların paylaşacakları çok şey vardı Şükran Kurdakul ile.
Ben Perşembe akşamlarını çok seviyorum.
(02/11/2001)
Not: 04 Eylül 2003 tarihli Gazete Kadıköy'de "Bir Edebiyat Tarihçisi: Şükran Kurdakul" ve 03 Aralık 2021 tarihli Sanat Tasarım Gazetesi'nde "Şükran Kurdakul ile Söyleşi" başlıklarıyla yayınlanan yazılarımdan derlenmiştir.
Kaynak Bağlantı: https://sanattasarimgazetesi.com/?p=7663
← Yazılar