26 Haziran 2026
KURUTULMUŞ HİKAYELER Nusret Karaca
KURUTULMUŞ HİKAYELER
Nusret Karaca
Kadıköy Bahariye... 11 Ocak 2022
Çiseleyen yağmur altında yürüyorum. Seviyorum böyle lodoslu, hafif yağmurlu havaları... Hafiften bir yağış başladı mı yüzünüze vuran o ılık rüzgâr kesilir; botlarınızla kaldırımda biriken sulara bastığınızda çıkan sesler bile bir hoş gelir kulağınıza. Takvimdeki mevsime mi özgüdür, sizin içinizdeki mevsime mi, bilemiyorum!
Yürüyüşe devam...
Süreyya Opera Binası önünde programa bakış; Halk Eğitim Merkezi'ndeki dostlar arasında bir iki bardak çay, halk oyunları, Kafkas ekibi ve müzik provalarını izlemek... Yazılarımı yazmak, eğer açılmış bir sergi varsa haberini oracıkta yapıp dergilere göndermek...
Sonra ver elini Caferağa Spor Salonu... İşte oraya giderken kısa bir mola daha! Kadife Sokak köşesinde, bir bölümü sessizliğe bürünmüş bir binaya çevrilir yüzünüz. Sokakların da sessizliğe gömüldüğü bu yağmurlu günde eliniz telefonunuza gider; eski REXX'ten bir kare fotoğraf... Beyninizde dalgalanmalar, içinizde bir burukluk. Bu eski sinemanın önünde takılır kalırsınız.
Yoldan yanınızdan tek tük geçenler olur. Birçoğu yüzünü bile çevirmez sizin baktığınız yöne; arada bir iki kişi istisnadır sadece.
Zamanda yolculuk benimkisi. Festivallerin bilet kuyrukları, her cuma günü yeni vizyona giren filmler için heyecanlı bekleyişler, bir buluşma noktası... Şimdiyse etrafı çevrili; Afife Jale büstü yalnızlığa mahkûm sanki! Sinema salonu kapanmadan önce Kadıköy Life sayfalarında çıkan yazılarıma göz atıyorum Google'dan: "Rexx mi? Elbette hayır, elbette kapanmamalı" ve "Kadıköy'ü Besleyen Sanat Damarlarından..." başlıklı yazılarım.
Fotoğrafları çekip içinden alıyorum... Kimse de "Sinemamız tadilat olacaksa sonrası ya da yeniden bir sözleşme gerekiyorsa halledilsin ve açılsın" gibi bir düşünce hakim değil gibi. Elbette benim gibi düşünenleri ve aynı duyguları paylaşanları ayrı tutuyorum.
Şimdi bu yağmurlu günde, "Kurutulmuş Bir Hikâye"nin içinde buluyorum ansızın kendimi. Dayanamayıp yazıya döküyorum öylesine! Bana bilet kesen, yer gösteren o güzel insanları ve Rexx çalışanlarından bir hanımefendinin oğlu, İstanbul Kadıköy Lisesi'nden öğrencim Yağız'ı da anımsayarak... Ve en önemlisi; yedinci sanat denilen sinema sanatına ve Rexx'e bir vefa olarak.
Haliç'te, semt sinemalarında başladı bu aşk bizde! Sanat adına da o aşk donattı, besledi bizi. "Sizi besleyen damarlar neyse, siz osunuz" derim hep. Ve hiç unutmazsınız bazı şeyleri, unutamazsınız! Tıpkı şu anda Kadıköy'deh dolaşırken bile aklınıza gelen ve şimdilerde Haliç Silahtar / Emniyettepe'de bir dönem yurt olarak hizmet veren mahallenizdeki Mehtap Sineması'nı ve diğer sinemaları unutmadığınız, unutamadığınız gibi!
Yanından geçtiğiniz Rexx Sineması'nın bulunduğu binayı mı görmezden geleceksiniz yani? Bizde böyle! Beslenmeye devam. Kurutulmuş hikâyeleri gün yüzüne çıkarıp anımsatmak bizim işimiz. Çok da iyi yapıyoruz!
Bir şeyler eksiliyor hayatımızda yavaş yavaş... Kent belleğine biraz katkımız oluyorsa ne mutlu!
← Yazılar