10 Ağustos 2026

Pandemi Günlerinde Kadıköy Söyleşileri: ERAY CANBERK Nusret Karaca

Pandemi Günlerinde Kadıköy Söyleşileri: ERAY CANBERK Nusret Karaca "Pandemi Günlerinde Kadıköy Söyleşileri" dizisinin 12. konuğu, aynı mahallede oturduğumuz, edebiyat alanının ustalarından Eray Canberk oldu. 25 Mart 2021 Perşembe Öğle saatlerinde organize edilmesi düşünülen bir etkinlik için Eray Canberk’i telefonla arıyorum. Sesini duymak bile insanın içini ısıtıyor, ferahlatıyor. Önerilerini alıyorum, sonra bir süre sohbet ediyoruz. "Bu aralar evdeyim Nusret. Doktor oğlumla bile uzaktan konuşuyoruz. Eve girmiyor. Ben de arada biraz hava alıp, eve dönüyorum" diyor. Aradan bir saat geçiyor, sevgili Cenay Toprakkaya’yı arıyorum. Yeni söyleşi için görüşünü alıyorum. "Eray Canberk dedin ya!" deyince konu kapandı. Bu kez mesaj atıyorum Canberk’e. Dönüşü olumlu, söyleşiyoruz. FENERYOLU’NDAN BAŞLASAK... Nusret Karaca: Feneryolu’nun yerlisi ve "Feneryolu" kitabının da yazarı olarak Feneryolu’ndan başlasak… Eray Canberk: Sevgili Nusret, aslında ben de senin gibi İstanbul Suriçi’nden Kadıköy’e gelenlerdenim. Adnan Menderes’in estirdiği istimlâk fırtınasında Aksaray’daki 3 katlı ahşap evimiz yıkılınca, kelimenin tam anlamıyla Kadıköy’e sığınmıştık. Yıl 1957... Bir süre Erenköy’de oturduk. Borç harç bir ev yaptırmak için arsa ararken, Feneryolu’nda karar kıldı bizimkiler. Feneryolu’nun sessizliği, doğa içinde oluşu, Kalamış’a ve dolayısıyla denize yakınlığı bunda etkili oldu. Derken evin inşaatı bitti ve 1960 yılının Ağustos ayı sonunda Feneryolu sakini olduk. O gün bugündür Feneryolu’nda yaşadım. 60 yıllık bir süreç... Eh, dediğin gibi artık yerlisi sayılırım. Biz buraya taşındığımızda, buranın bizden eskilerinden bir arkadaşım "Kışın sokakta adres soracak birini bile zor bulursun" diye semtin tenhalığına gönderme yapmıştı. Feneryolu, Kadıköy ile Bostancı arasındaki tenha semtlerden biriydi. Yap-satçılığın henüz yaygınlaşmadığı 1960’lı yıllarda, semtimizde pek çok ahşap köşk vardı. Tren yolundan kuzeye, Kuyubaşı’na uzanan Feneryolu Sokak ise karşılıklı sıralanmış bahçe içindeki ahşap köşkler ve evlerle doluydu. Feneryolu Çarşısı ise tren istasyonu ile Bağdat Caddesi arasındaki yolda az sayıda dükkândan oluşurdu. Şimdi ise Bağdat Caddesi’ne taşmış durumda. Tren istasyonunun arkasından ayrılan ve halk arasında "kör hat" denilen bir tren hattı vardı. Bir iki yaz bu hatta minyatür bir tren, Fenerbahçe plajlarına gidenleri götürüp getirmişti. Kadıköy-Bostancı tramvaylarının hizmette olduğu yıllar, Feneryolu tramvay durağı ile Kızıltoprak arasında "Nahiye" ve "Depo/Ihlamur" diye duraklar vardı. Bahar aylarında tramvay rayları arasındaki boşluklarda yeşil çimenler ve kır çiçekleri boy atardı. FENERYOLU’NDAN KİMLER GEÇTİ? Bizim sokakta, Fenerli Ahmet Sokak, iki üç apartman ötemde Semra ve Hulki Aktunç oturuyordu. İstasyona doğru sinema yönetmeni Ali Özgentürk, Payel Yayınları sahibi Ahmet Öztürk, edebiyatçılar Nuşin ve Deniz Kavukçuoğlu bir dönem bu sokakta oturdular. Mahmut Hakkı Paşa Apartmanı’nın olduğu yerde eskiden bir köşk vardı. Toplumbilimci Nurettin Şazi Kösemihal’i zaman köşkün bahçesinde görürdüm. Piyano sanatçısı İdil Biret de aynı ailedenmiş. Bizim evin yanında Asım Tevfik Sonumut kiracı olarak oturuyordu. Eski eğitimcilerden ve Galatasaray Kulübü’nün iki numaralı üyesi, bir zamanlar takımın kalecisiydi. Aynı evde daha sonra ünlü besteci Yesarî Asım Arsoy da oturmuştu. Kuyubaşı’na doğru uzanan Feneryolu Sokak’ta felsefeci Ziya Somar ve eşi Nezahat Somar otururdu. Her ikisinin de öğrencisi olduğumu belirtmeden geçmeyeyim. KİMDİR ERAY CANBERK? N.K.: Kimdir Eray Biyografinizi en alta yazarım, eksik ya da yanlış bilgi vermek istemem. Kimdir Eray Canberk? E.C.: İstanbul, Aksaray’da dünyaya gelmişim. Doğruyu söylemek gerekirse, 1939 yılı sonlarında doğmuşum ama 1940’lı olarak kaydettirmişler nüfusa. Anne tarafım Erzincan-Kemaliye’den, baba tarafım Bulgaristan Şumnu’dan. 17 yaşıma kadarki hayatım Aksaray’da geçti. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi İstanbul’da okudum. Son sınıfı Haydarpaşa Lisesi’nde okuyunca "Haydarpaşalı" oldum. Şiire, edebiyata merakımdan Türkoloji okumak istiyordum ama babamın yönlendirmesiyle Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisi’ne girdim. Ara sınıfta Yüksek Öğretmen Okulu sınavını kazandım. İzninle biraz bu okuldan söz edeyim. Bu okul, II. Abdülhamit döneminde Fransa’daki École Normale Supérieure örnek alınarak "Darülmuallimin-i Âli" adıyla 1891 yılında açılmış. Liselere öğretmen yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. Hasan-Âli Yücel, Ahmet Hamdi Tanpınar, Behçet Necatigil, Cahit Külebi bu okuldan yetişenlerdendir. Ne yazık ki 1978’de kapatıldı. EDEBİYAT, KADIKÖY VE İSTANBUL N.K.: Kendinizi edebiyat dünyasının neresinde görüyorsunuz? E.C.: Edebiyat bir okyanus. 100 yıllık bir dönem içinde her zaman adı anılacak şairlerin yanı sıra belli bir zaman dilimi içinde adları öne çıkmış şairler de var. Bir şeyler yapabildiysek, bunu gelecek zamanlar değerlendirecek. Okumak için alacağım kitapların listesindeki kitap sayısı okuduğum kitaplardan, yapmayı düşündüklerim de yapabildiklerimden çok daha fazla! N.K.: Kadıköy’ün sanatsal ve kültürel yerini nasıl görüyorsunuz? E.C.: Özellikle XX. yüzyılın başlarından itibaren Kadıköy; şairlerin, yazarların, ressamların yeğlediği bir semt olmuş. Ömer Seyfettin, Ahmet Haşim, Ahmet Rasim, Yahya Kemal... Bestecilerden Selahattin Pınar, Yesari Asım; ressamlardan Cihat Burak Kadıköy’de yaşamıştır. Mütareke Dönemi’nde Kadıköy, şairler ve yazarlar için bir sığınak olmuş. Son 30 yıldır bu gelenek belediye destekli etkinliklerle daha da zenginleşerek sürüyor. N.K.: "İstanbulum" projesi ve Bostancı Salı, Kadıköy Perşembe Toplantıları? E.C.: "İstanbulum" dizisi çok ilginç bir çalışmaydı. 80 semti, 80 yazar yazdı. Her yazar kendine göre semtini anlattı. Sen de Haliç’i anlatmıştın. Kadıköy Perşembe Toplantıları, bizim kuşağın edebiyatçılarının Deniz/Kale Lokantası’nda yaptığı buluşmalardı. Bostancı Salı Toplantısı da Salâh Birsel çevresinde oluşurdu. PANDEMİ GÜNLERİ VE SON SÖZ N.K.: Pandemi günleri nasıl geçiyor? E.C.: Eve kapandığım oluyordu zaten. Yürümeyi sevdiğim için evin içinde yürüyerek alışkanlığımı sürdürdüm. Alıp da okuyamadığım kitaplar imdadıma yetişti. Yarım kalmış çalışmaları tamamlamaya çalıştım. Senin Feneryolu soruların üzerine Feneryolu ile ilgili kitabımı genişletmek aklıma geldi. N.K.: Pandemiden sonra yeni bir söyleşi? E.C.: Bunca yıllık tanışıklığın rahatlığıyla... "Lafı mı olur?" Elbette, ne zaman istersen. N.K.: Çok teşekkür ediyorum değerli ağabeyciğim. E.C.: Asıl ben sana teşekkür ederim. Bana bellek tazeleme fırsatı verdin. 25 Temmuz 2021 Bu söyleşiyi tamamlarken birlikte olduğumuz etkinliklerden kareler film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Kitap Fuarları, İstanbul Bienali, Kadıköy Edebiyat Toplantıları, öğrencilerimle sohbetler... Neyse, bugün de boş geçmedi. Şimdi arkama yaslanıp, keyifle bir çay içme zamanı. ... Not: Bu söyleşi ilk olarak https://share.google/ydvh7ABiGOcYviezx yayımlanmıştır.
← Yazılar