30 Ağustos 2026
Şehrin İçinden: RAMAZANDA DİŞ KİRASI VE DİREKLERARASI HAKKINDA KISACA Nusret Karaca
Şehrin İçinden:
RAMAZANDA DİŞ KİRASI VE DİREKLERARASI HAKKINDA KISACA
Nusret Karaca
İstanbul!.. Coğrafi konumuyla, tarihi dokusuyla, semtleriyle, mahalleleriyle, sokaklarıyla her anını hareketli yaşayan bir şehir. Bazı yazılarımda yeri geldiğinde söz ederim: Adına şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; besteler yapılmış, türküler yakılmış, şarkılarda dile getirilmiş; ressamların tuvallerinde, fotoğraf sanatçısının objektifinde hak ettiği değerle yerini almış bir dünya güzeli! Aşklar ve âşıklar şehri...
Ben de yaşadığım bu şehirle ilgili merak ettiklerimi gezilerimden ve kaynaklardan öğrenmeyi; bunları bir eğitimci, tarihçi ve yazar olarak biriktirmeyi, notlara döküp aktarmayı sürdürüyorum.
İşte bu dünya güzeli İstanbul'da eski Ramazan ayları bir başka olurdu. Evlerde günler öncesinden temizliğe başlanır, erzak alışverişleri yapılırdı. Ramazan sofralarında halk hep beraber karnını doyurur ve ibadetlerini yerine getirirdi. İstanbul Ramazanlarının en dikkat çeken yanlarından biri de varlıklı kişilerin konaklarını halka açıyor olmasıydı. Yazları bahçede, kışları ise selamlıkta kurulan sofralara çevredeki herkes davet edilir, fakir fukara karnını doyururdu. Rütbeliler, soylular ve dar gelirliler aynı iftar sofrasında buluşurdu.
Bir Osmanlı Zarafeti: Diş Kirası
Bu dönemin en incelikli geleneklerinden biri de diş kirası idi.
Eski Ramazanlarda iftara gidilen saray ve konaklarda misafirlere verilen hediyeler ve harçlıklar için kullanılan bir tabirdi bu. Misafirlerin gelmesiyle başlayan tatlı telaş, yerini birlikte açılan iftarın huzuruna bırakırdı. Konakta yemeğini yiyen misafirlere ayrılırken hediyeler ya da kadife keseler içinde altın ve gümüş paralar sunulurdu.
Ev sahibi bu ikramıyla adeta şunu fısıldardı: "Misafirim oldunuz, benim sevap kazanmam için zahmet edip yol yürüdünüz, yemeğimi yerken dişlerinizi yordunuz; bu da sizin dişinizin kirası olsun..."
Afiyetle yenen yemeklerin ardından akşam namazı kılınır, çaylar ve kahveler eşliğinde sohbetler edilirdi. İftarlarda ve teravih namazlarında konaklar oldukça hareketli olur, dönemin en güzel sesli müezzinleri buralarda ağırlanırdı. Günümüzde de çeşitli kurum ve kuruluşlarca Ramazan sofraları kuruluyor; ancak artık devasa bir metropol olan İstanbul o eski ruhu ve samimiyeti yakalamakta zorlanıyor. Bayramlar ise ne yazık ki eski coşkusundan uzaklaşıp birer tatil fırsatına dönüştü.
Şehzadebaşı’nda Ramazan Neşesi: Direklerarası
Eski Ramazanların bir diğer simgesi de camileri süsleyen mahyalardı. Başlarda yalnızca kandillerle yapılan ışık düzeneklerinden ibaret olan mahyalar, zamanla usta hands hareketli figürlere dönüştü. Mahya ustası minareler arasına gerilen ipleri hareket ettirerek ışıkla adeta canlı resimler çizerdi.
1800’lü yıllarda Ramazanın gelmesiyle insanlar oruçlarını açar, teravih namazını kıldıktan sonra ellerinde fenerlerle Vezneciler ve Unkapanı yönünden Şehzadebaşı’na doğru akın ederdi. Bu akının tek bir adresi vardı: Direklerarası.
Şehzadebaşı; Şehzadebaşı Camii, Beyazıt Meydanı, İstanbul Üniversitesi ve ünlü Vefa Bozacısı gibi değerleriyle şehrin en önemli tarihi merkezlerindendir. Adını, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın yaptırdığı mermer sütunlu (direkli) dükkânlardan alan Direklerarası, 19. yüzyılda Ramazan gecelerinin ana buluşma noktası haline geldi.
Teravih sonrası bu sütunlu caddede toplanan halk için en büyük eğlence tiyatroydu. İlk zamanlar saray çevresi ve üst düzey erkan için düzenlenen gösteriler, zamanla halka açık hale geldi ve büyük ilgi gördü. Tiyatrolar, meddahlar, musiki fasılları, Karagöz-Hacivat gösterileri, hokkabazlar ve ateş yutan adamlar Direklerarası Ramazanlarının vazgeçilmez birer parçasıydı.
Ancak 1930’lu yılların sonuna doğru İstanbul’un eğlence hayatı yavaş yavaş Beyoğlu’na kaydı. Direklerarası’nın o şaşaalı günlerini bilen büyüklerimiz 1950’lere kadar bu kültürü yaşatmaya çalışsa da semt eski canlılığını kaybetti. 1958 yılındaki yol genişletme çalışmaları, yeni bulvarların açılması ve meydanlara büyük Ramazan çadırlarının kurulmasıyla Direklerarası eğlenceleri tamamen tarihin sayfalarına çekildi.
Bugün Direklerarası, Vezneciler ile Damat İbrahim Paşa Mescidi arasında uzanan caddede tatlı bir hatıra olarak yaşamaya devam ediyor.
(*) Kaynakça / Notlar:
İstanbul Gezilerim; dergi, gazete ve broşürlerden okuduklarım; söyleşiler, paneller ve tuttuğum notlar. Fikriyat, Gezi-Yorum, lise ve eğitim enstitüsü derslerinde öğrendiklerim, Haliç konulu etkinliklerde edindiklerim. İslâm Ansiklopedisi, Beşir Ayvazoğlu (Büyük İstanbul Tarihi, M. Orhan Okay ile Şehzadebaşı'ndan Beyazıt Meydanı'na),
Eski Istanbul Fotoğrafları,Kültür Envanteri.Ensonhaber 13 Nisan 2021,Sözlük.İ B.B.Kültür A.Ş.
← Yazılar